İşsizlik sadece Türkiye özelinde bir sorun değildir. Küresel ölçekte, gelişmiş veya gelişmekte olan birçok ülkede, işsizlik en üst sıralarda yer alan sorunlardan birini teşkil etmektedir. Son küresel krizin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en keskin etkileri emek piyasasında hissedilmiştir.
İşsizlik Sorunun Kaynağı
İşsizlik sadece Türkiye özelinde bir sorun değildir. Küresel ölçekte, gelişmiş veya gelişmekte olan birçok ülkede, işsizlik en üst sıralarda yer alan sorunlardan birini teşkil etmektedir. Son küresel krizin tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de en keskin etkileri emek piyasasında hissedilmiştir.
Türkiye’de 2001 krizi ile birlikte işsizlik oranları yüksek bir tabana oturmuştur. Ve sonrasında, ciddi bir işsizlikle mücadele programı kararlılıkla uygulanamamıştır. Son krize kadar geçen sürede, dönüşüm ekonomisinin etkileri istihdam alanında fazlasıyla hissedilmeye başlanmıştır. Tarımdaki büyük çözülme, bazı imalat sanayi alt kalemlerindeki küçülme, verimlilik artışı gibi nedenlerle birlikte, yeni yaratılan iş miktarı, tarım sektöründen ayrılanları ve işgücüne yeni katılanları istihdam edebilecek büyüklükte olmamıştır. 2009’daki krizin ardından ise tüketimin azalmasına, üretimin ve yatırımların durmasına bağlı olarak, istihdamda kayıplar yaşanmıştır.
Öneriler:
Küresel krizin işsizlik üzerindeki etkilerinin 2012 ve sonrasına sarkacağı anlaşılan bir ortamda;
Aktif bir işsizlikle mücadele politikasına ihtiyaç vardır.
2009 yılında tamamlanmış olan istihdam destek paketinin hedefler doğrultusunda başarıyla uygulanması hayati önem taşımaktadır.
İşsizliğin en büyük çözümünün süreklilik arz eden ekonomik büyüme olduğu açıktır. Ancak değişen modern iktisadi şartlarda bunun kendi kendine olması ihtimali zayıftır. Bu nedenle ülkemizde işsizlik sorununun çözümü için atılacak adımların başında kuşkusuz “millî istihdam stratejisi”nin belirlenmesi gelmektedir. Ülkemizde AB ülkelerinde olduğu gibi kapsamlı, tutarlı, hedefleri olan ve uygulanabilir bir istihdam stratejisi eksikliği devam etmektedir.
İstihdam dostu büyümeye ağırlık verilmelidir. Ülkemizde işsizliği önlemenin yolu istikrarlı ve sürdürülebilir büyümedir. Büyüme ile istihdam arasındaki bağ ülkelere, eğitim ve demografik yapıya, sanayinin yapısına göre değişebilmektedir. Bir başka ifadeyle, bir birim büyümenin oluşturacağı istihdam etkisi her yerde standart değildir. Ancak tek başına büyüme de yeterince istihdam sağlayamamaktadır. Son bir kaç yıldaki hızlı ekonomik büyümeye rağmen, işsizlik istenilen seviyede azaltılamamış, küresel krizde ise kalıcı olarak yapısal işsizlik oluşmuştur. Bunun nedeni ise işgücü miktarındaki artış kadar, büyümenin daha çok kapasite kullanımındaki ve verimlilikteki artıştan kaynaklanmış olmasıdır. Bu nedenle işsizliğin önlenmesi ve istihdamın artırılması için mutlaka yeni ilave yatırımlara ve dolayısıyla yeni girişimlere ihtiyaç vardır. Bu alandaki çabalar, ülkemizin uluslararası mukayeseli üstünlüğe sahip olduğu ve istihdam kapasitesinin yüksek olduğu sektörlerde yoğunlaştırılmalı ve bu alanlardaki teşebbüsler öncelikli olarak desteklenmelidir. Aksi takdirde tüm girişimlerin aynı ölçüde desteklenmesi kaynakların etkin kullanılamamasına yol açacaktır.
Tarımdan kopan kitleler dikkate alınarak tarım dışı sektörlerde yüksek büyüme hedeflenmeli ve özellikle de iş yaratma kapasitesi yüksek hizmet sektöründe büyüme teşvik edilmelidir. Özellikle ticaret, haberleşme, ulaşım, finansman, sağlık hizmetleri, eğitim, kamu hizmetleri, endüstriyel teknik yardım gibi dallar öne çıkmaktadır. Bu sektörlerden bir yol haritası çıkartılması oldukça önemlidir. Zira, orta ve uzun vadede imalat sanayinin işsizlik sorununun çözümüne verdiği katkının düşecektir.
Büyümeyi tetiklemek üzere lokomotif niteliğindeki, arka ve ön beslemeleri güçlü, istihdam katkısı ve yerli girdi potansiyeli yüksek; tarım, turizm, gıda, makine, madencilik, tekstil ve inşaat gibi sektörlerin daha aktif olarak devreye alınması gerekmektedir.
Geçmişten bu yana KOBİ’lere yönelik teşviklerin yetersizliği sıklıkla vurgulanırdı. Bugün ise, temel şikayet unsuru teşvik yetersizliği değil, kaynaklara erişememektir. Zira, işletmeler proje geliştirmekte, yatırımcılık için gerekli yol haritasını oluşturmakta, kısacası var olan kaynaklara etkin olarak erişmekte ciddi problemlerle karşılaşmaktadır. Yine de KOBİ’ler için istihdam vergisi yükünü taşımak oldukça zor olup, KOBİ istihdam vergileri düşürülmeli, vergilerin yüksekliğinden kaynaklanan kayıt-dışılık azaltılmalıdır.
İşgücünün niteliğinin yükseltilmesi ve mesleki, teknik eğitim sisteminde reform yapılması gerekmektedir. Günümüz dünyasında küreselleşme ve artan rekabet dolayısıyla vasıflı işgücüne ihtiyaç daha çok artmaktadır. Ülkemizde, işsizlerin % 60’lık bölümü ortaokul ve altı eğitim düzeyine sahip olan düşük vasıflı kişilerden oluşmaktadır. Ayrıca işverenlerin bir kısmının işçi talebi, vasıf yetersizliği ve iş uyumsuzluğu nedeniyle karşılanamamaktadır. Ülkemizde bir “temel eğitim” sorununun varolduğunu ve sanayinin ihtiyaç duyduğu nitelikli işgücünün yetiştirilmesi amacıyla kurulmuş olan mesleki ve teknik eğitim, ülkemizde yeterince gelişmemiş ve hatta son yıllardaki bazı uygulamalar nedeniyle tercih edilmez bir hale gelmiştir.
İşgücü piyasasının şeffaflaştırılması ve İŞKUR’un aktif hale getirilmesi gerekmektedir. Ülkemizde işgücü piyasası yeterince şeffaf değildir. Çalışanların iş piyasasının şartları, ücret ve çalışma şartları ve boş pozisyonlar hakkında, işverenlerin ise işin gerektirdiği vasıflara uygun elemanlar hakkında bilgi edinebilmesi oldukça güçtür. Bir başka ifadeyle emek piyasalarında derin bir asimetrik bilgi sorunu yaşanmaktadır.
İstihdam maliyeti azaltılmalıdır. Yüksek vergi ve sigorta primi, işletmelerin işçilik maliyetini artırmakta, işverenlerin yeni yatırım ve ilave işçi çalıştırma kararlarını olumsuz şekilde etkilemektedir. Üstelik, işçilik maliyeti adeta daha çok istihdam edeni cezalandırıcı bir fonksiyona sahip olup, işçi sayısı artıkça bu daha da artmaktadır.
Vergi ve sigorta primleri, ülkemizdeki işsizliğin özellikleri de dikkate alınarak “genç istihdamını” teşvik edecek biçimde kullanılmalıdır.
Türkiye, 2002 yılından beri enflasyonla mücadele odaklı olarak sürdürdüğü büyüme modelinden vazgeçmeden, işsizlik ve cari açığın belli düzeyde tutulmasını da çıpa olarak önceleyen bir ekonomik yapılanmayı tartışmalıdır.
Çevre düzenlemeleri, temizlik, yol, altyapı, ışıklandırma yapım ve bakımı, sağlık, eğitim, kültür, sosyal işler, spor tesisleri, atık yönetimi, turizm gibi yerel yönetimlerin kamusal faaliyet ve yatırımları kapsamında; küçük ve orta ölçekli firmalar tarafından yapılabilecek işlerde istihdam yaratılabilir. Bu noktada, ilgili yerel yönetimler ile yerel şirketler, istihdam sağlayacakları, merkezi istihdam politikasına katkı sağlayacakları projeler hazırlayabilirler. Merkezi yönetim de bu tür projeler arasından seçim yaparak kaynak aktarımında bulunabilir. Bu tür projeler vasıtasıyla istihdam yaratılmasındaki avantaj, düşük beceri gerektirmesi ve ticari yönünün nispeten az olmasıdır. Ayrıca, işsizlik yardımı alamayanları da kapsayacağı için bu tür projeler desteklenmelidir.
Hassas sektörler için kısa çalışma ödeneği devreye alınmalıdır.
İş tecrübesi oluşturmaya yönelik, kısa dönemli işe yerleştirme programları uygulanmalıdır.
Her bölgeye özgü daha fazla istihdam yaratabilecek sektörler ayrı ayrı belirlenmelidir. Diğer bir ifade ile bazı bölgelerde tarım ve tarıma dayalı sanayi istihdamı teşvik edilirken, bazı bölgelerde turizm gibi hizmet sektörlerindeki istihdamın teşviki sağlanmalıdır.